Gürkan Karaçam
Köşe Yazarı
Gürkan Karaçam
 

İttihat ve Terakki mi, Abdülhamid mi? Kognitif Mimari Açısından Tehlikeli Sorular ve Doğru Soru Sorma Sanatı

Türkiye’de bazı sorular vardır; cevap aramaz, saf arar ve bazı başlıklar vardır; hakikati değil, hizalanmayı ölçer. “İttihat ve Terakki vatan haini miydi?” “Sultan Abdülhamid kahraman mıydı?” Bu tür sorular masum görünür ama kognitif mimari açısından bakıldığında, bunlar nötr sorular değildir. Bunlar bir zihinsel çerçeve dayatmasıdır çünkü soru, cevaptan önce gelir ve çerçeveyi kim kurarsa, tartışmanın yönünü o belirler. “Zihin önce soruyla hizalanır, sonra cevapla savrulur.” Soru Masum Değildir: Kognitif Çerçeveleme Nedir? Kognitif mimari; bir toplumun olayları nasıl anlamlandırdığını, hangi kavram setleriyle düşündüğünü ve hangi karşıtlıklar üzerinden saf tuttuğunu inceler. Eğer size şu iki seçenek sunuluyorsa: Hain mi? , Kahraman mı?; O anda zihinsel alan daraltılmıştır, gri alan silinmiştir ve tarih bir mahkeme salonuna indirgenmiştir. BU, ANALİZ DEĞİL; PSİKOLOJİK MOBİLİZASYONDUR. “Tarihi iki kelimeye sıkıştıran akıl, geleceği ikiye böler.” Yanlış Soru Birlik Üretmez, Saflaşma Üretir Bu tarz soruların temel problemi şudur: Cevap ne olursa olsun, toplum ikiye ayrılır çünkü soru, zaten ayrıştırıcıdır. Neticede kahraman diyene göre öteki taraf hainleşir. Hain diyene göre öteki taraf romantize edilmiş bir mit üretir. BU BİR TARİH TARTIŞMASI DEĞİL; ZİHİNSEL KUTUPLAŞMA ÜRETİMİDİR ve burada asıl kritik nokta şudur: Toplumlar cevaplarla değil, sorularla bölünür. “Yanlış sorular, doğru cevapları bile tehlikeli hâle getirir.” Peki Doğru Soru Nasıl Sorulmalı? Eğer gerçekten tarihsel bilinç üretmek istiyorsak, soru şöyle olmalı: O dönemin küresel güç dengeleri neydi? İttihat ve Terakki hangi stratejik zorunluluklar içinde karar aldı? Abdülhamid’in güvenlik politikaları hangi tehdit algısına dayanıyordu? Merkezi otorite ile modernleşme arasındaki gerilim nasıl yönetildi? Bu süreçlerden bugüne hangi kurumsal refleksler miras kaldı? Bakın, burada kimse hain ya da kahraman ilan edilmiyor. Burada süreç, bağlam ve strateji konuşuluyor çünkü tarih kişilik yarışması değildir. Tarih, karar-sonuç-maliyet analizidir. “Kahraman arayan toplum, dersi kaçırır.” Bizi Neden Böyle Sorularla Muhatap Kılıyorlar? Kognitif mimari açısından asıl tehlike burada başlar. Toplumlara genellikle üç aşama ile  müdahale edilir: Kavramlar ele geçirilir. Sorular daraltılır. Cevaplar ile kutuplaştırılır ve sonra herkes kendi yankı odasında bağırır ama kimse stratejik hafıza üretmez ve bu sorular bize şunu yaptırır: Geçmişi bugünün ideolojik kavgasına malzeme ederiz. Tarihten ders almak yerine, tarihi silah yaparız. “Geçmişi slogan yapan, geleceği planlayamaz.” Birlik ve Beraberliği Sağlayan Soru Modeli Birlik üreten soru suçlu aramaz; süreci anlamaya çalışır. İtham etmez; analiz eder. Yargı dağıtmaz; kapasite üretir. Şöyle sormalıyız: Osmanlı’nın son dönem krizlerinden hangi kurumsal dersler çıkarılmalı? Merkezi otorite ile katılımcı siyaset arasındaki denge nasıl kurulmalı? Güvenlik refleksi ile özgürlük talebi aynı anda nasıl yönetilir? Devlet aklı ile toplumsal dinamizm arasında sürdürülebilir bir denge mümkün mü? İşte bu sorular bizi bölmez. Bizi olgunlaştırır çünkü mesele şahıslar değil; zihinsel çerçevedir. Mesele isimler değil; karar üretme kapasitesidir. “Birlik, ortak kahraman bulmakla değil, ortak akıl kurmakla olur.” Çözüm Önerisi: Kognitif Egemenlik Eğer gerçekten güçlü bir gelecek istiyorsak üç adım atmalıyız: 1. Tarihi Etiketlerden Arındırmak Hain–kahraman ikiliğinden çıkmak, karar–sonuç–maliyet üçlüsüne geçmek. 2. Soru Sorma Eğitimi Gençlere cevap ezberletmek yerine soru kurma disiplini öğretmek çünkü soru kalitesi, düşünce kalitesidir. 3. Dijital Yankı Odalarını Fark Etmek Algoritmalar keskin soruları sever çünkü keskin soru daha çok kavga üretir. Daha çok kavga, daha çok etkileşim demektir ama etkileşim artarken derinlik azalır. “Algoritma kutuplaşmayı sever; akıl dengeyi.” Sonuç: Tarih Üzerinden Zihin Testi İttihat ve Terakki mi?, Abdülhamid mi? Bu bir tarih sorusu değil; zihinsel refleks testidir. Eğer hemen taraf seçmek istiyorsak, çerçeveye girmişiz demektir. Eğer bağlam arıyorsak, düşünmeye başlamışız demektir. Toplum olarak yapmamız gereken şey, cevap üretmekten önce soru üretme biçimimizi sorgulamaktır çünkü sorular, bir milletin zihinsel koordinatını belirler ve  zihinsel koordinat kayarsa, tartışmalar derinleşmez; sertleşir. ANLAYACAĞINIZ;                                          Soruları hafife almayın, dünyayı yönetenler önce soruları ele geçirir.  
Ekleme Tarihi: 26 Şubat 2026 -Perşembe
Gürkan Karaçam

İttihat ve Terakki mi, Abdülhamid mi? Kognitif Mimari Açısından Tehlikeli Sorular ve Doğru Soru Sorma Sanatı

Türkiye’de bazı sorular vardır; cevap aramaz, saf arar ve bazı başlıklar vardır; hakikati değil, hizalanmayı ölçer.

“İttihat ve Terakki vatan haini miydi?”

“Sultan Abdülhamid kahraman mıydı?”

Bu tür sorular masum görünür ama kognitif mimari açısından bakıldığında, bunlar nötr sorular değildir. Bunlar bir zihinsel çerçeve dayatmasıdır çünkü soru, cevaptan önce gelir ve çerçeveyi kim kurarsa, tartışmanın yönünü o belirler.

“Zihin önce soruyla hizalanır, sonra cevapla savrulur.”

Soru Masum Değildir: Kognitif Çerçeveleme Nedir?

Kognitif mimari; bir toplumun olayları nasıl anlamlandırdığını, hangi kavram setleriyle düşündüğünü ve hangi karşıtlıklar üzerinden saf tuttuğunu inceler. Eğer size şu iki seçenek sunuluyorsa: Hain mi? , Kahraman mı?; O anda zihinsel alan daraltılmıştır, gri alan silinmiştir ve tarih bir mahkeme salonuna indirgenmiştir. BU, ANALİZ DEĞİL; PSİKOLOJİK MOBİLİZASYONDUR.

“Tarihi iki kelimeye sıkıştıran akıl, geleceği ikiye böler.”

Yanlış Soru Birlik Üretmez, Saflaşma Üretir

Bu tarz soruların temel problemi şudur: Cevap ne olursa olsun, toplum ikiye ayrılır çünkü soru, zaten ayrıştırıcıdır. Neticede kahraman diyene göre öteki taraf hainleşir. Hain diyene göre öteki taraf romantize edilmiş bir mit üretir. BU BİR TARİH TARTIŞMASI DEĞİL; ZİHİNSEL KUTUPLAŞMA ÜRETİMİDİR ve burada asıl kritik nokta şudur: Toplumlar cevaplarla değil, sorularla bölünür.

“Yanlış sorular, doğru cevapları bile tehlikeli hâle getirir.”

Peki Doğru Soru Nasıl Sorulmalı?

Eğer gerçekten tarihsel bilinç üretmek istiyorsak, soru şöyle olmalı: O dönemin küresel güç dengeleri neydi? İttihat ve Terakki hangi stratejik zorunluluklar içinde karar aldı? Abdülhamid’in güvenlik politikaları hangi tehdit algısına dayanıyordu? Merkezi otorite ile modernleşme arasındaki gerilim nasıl yönetildi? Bu süreçlerden bugüne hangi kurumsal refleksler miras kaldı?

Bakın, burada kimse hain ya da kahraman ilan edilmiyor. Burada süreç, bağlam ve strateji konuşuluyor çünkü tarih kişilik yarışması değildir. Tarih, karar-sonuç-maliyet analizidir.

“Kahraman arayan toplum, dersi kaçırır.”

Bizi Neden Böyle Sorularla Muhatap Kılıyorlar?

Kognitif mimari açısından asıl tehlike burada başlar. Toplumlara genellikle üç aşama ile  müdahale edilir: Kavramlar ele geçirilir. Sorular daraltılır. Cevaplar ile kutuplaştırılır ve sonra herkes kendi yankı odasında bağırır ama kimse stratejik hafıza üretmez ve bu sorular bize şunu yaptırır: Geçmişi bugünün ideolojik kavgasına malzeme ederiz. Tarihten ders almak yerine, tarihi silah yaparız.

“Geçmişi slogan yapan, geleceği planlayamaz.”

Birlik ve Beraberliği Sağlayan Soru Modeli

Birlik üreten soru suçlu aramaz; süreci anlamaya çalışır. İtham etmez; analiz eder. Yargı dağıtmaz; kapasite üretir.

Şöyle sormalıyız: Osmanlı’nın son dönem krizlerinden hangi kurumsal dersler çıkarılmalı? Merkezi otorite ile katılımcı siyaset arasındaki denge nasıl kurulmalı? Güvenlik refleksi ile özgürlük talebi aynı anda nasıl yönetilir? Devlet aklı ile toplumsal dinamizm arasında sürdürülebilir bir denge mümkün mü? İşte bu sorular bizi bölmez. Bizi olgunlaştırır çünkü mesele şahıslar değil; zihinsel çerçevedir. Mesele isimler değil; karar üretme kapasitesidir.

“Birlik, ortak kahraman bulmakla değil, ortak akıl kurmakla olur.”

Çözüm Önerisi: Kognitif Egemenlik

Eğer gerçekten güçlü bir gelecek istiyorsak üç adım atmalıyız:

1. Tarihi Etiketlerden Arındırmak

Hain–kahraman ikiliğinden çıkmak, karar–sonuç–maliyet üçlüsüne geçmek.

2. Soru Sorma Eğitimi

Gençlere cevap ezberletmek yerine soru kurma disiplini öğretmek çünkü soru kalitesi, düşünce kalitesidir.

3. Dijital Yankı Odalarını Fark Etmek

Algoritmalar keskin soruları sever çünkü keskin soru daha çok kavga üretir. Daha çok kavga, daha çok etkileşim demektir ama etkileşim artarken derinlik azalır.

“Algoritma kutuplaşmayı sever; akıl dengeyi.”

Sonuç: Tarih Üzerinden Zihin Testi

İttihat ve Terakki mi?, Abdülhamid mi?

Bu bir tarih sorusu değil; zihinsel refleks testidir. Eğer hemen taraf seçmek istiyorsak, çerçeveye girmişiz demektir. Eğer bağlam arıyorsak, düşünmeye başlamışız demektir. Toplum olarak yapmamız gereken şey, cevap üretmekten önce soru üretme biçimimizi sorgulamaktır çünkü sorular, bir milletin zihinsel koordinatını belirler ve  zihinsel koordinat kayarsa, tartışmalar derinleşmez; sertleşir.

ANLAYACAĞINIZ;                                         

Soruları hafife almayın, dünyayı yönetenler önce soruları ele geçirir.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.