Türkiye ve Çin Stratejik Bir Fren Mekanizması Kurabilir mi?
Büyük Savaşlar Gerçekten Cephede mi Başlar, Yoksa Zihinlerde mi?
Tarih bize savaşların çoğu zaman cephede başlamadığını gösterir. Savaşlar önce zihinlerde başlar, haritalar ise daha sonra değişir. Ben uluslararası krizleri analiz ederken her zaman aynı soruyu sorarım: Bir savaş gerçekten kaçınılmaz mı, yoksa stratejik akıl eksikliğinin sonucu mu? Neden mi? Çünkü şunu fark ettim: Savaş çoğu zaman güçten değil, koordinasyon eksikliğinden doğar.
Bugün dünya tam da böyle bir eşikte duruyor. Jeopolitik fay hatları geriliyor, bloklar sertleşiyor ve yanlış hesaplama riski büyüyor fakat aynı anda gözden kaçan bir gerçek var: Bazı ülkeler yalnızca savaşmak için değil, savaşları durdurmak için de stratejik rol oynayabilir ve kanaatim şu: Bu ülkelerden ikisi Türkiye ve Çin olabilir.
Küresel Bir Savaşı Önlemek İçin Neden Türkiye ve Çin?
ve Bir Devlet Savaşları Engelleyecek Güce Nasıl Sahip Olur?
Bir devletin savaşları engelleyebilmesi için üç şeye sahip olması gerekir: Stratejik coğrafya, çok yönlü diplomasi ve görece büyük güçlerle konuşabilme kapasitesi.
Bu üç unsurun aynı anda bulunduğu ülke sayısı dünyada çok azdır ve Türkiye bu üç özelliğe de sahiptir ve tabi Çin de öyle.
Biri Avrasya'nın jeopolitik kilidi, diğeri küresel ekonominin ağırlık merkezi. Ben bazen bunu şöyle ifade ediyorum: Dünyanın kaderi bazen orduların büyüklüğüyle değil, köprü kurabilen devletlerin varlığıyla belirlenir ve Türkiye ile Çin tam da böyle iki aktördür.
Türkiye Neden Küresel Krizlerin Kilit Ülkelerinden Biri?
ve Bir Ülkenin Coğrafyası Onu Tarihin Zorunlu Aktörü Yapar mı?
Türkiye yalnızca bir ülke değildir; aynı zamanda bir jeopolitik kavşaktır. Karadeniz, Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Akdeniz aynı anda Türkiye’nin etki alanına girer. Bu nedenle Türkiye'nin dış politikası çoğu zaman sadece ulusal değil, bölgesel denge politikasıdır ve benim de sık sık vurguladığım bir gerçek var: Jeopolitik bazen bir avantaj değil, bir sorumluluktur. Neticede Türkiye bu sorumluluğu taşıyan ülkelerden biridir. Bu yüzden krizlerin çoğunda Türkiye'nin arabuluculuğu dikkat çeker.
Çin Neden Küresel Savaş İstemeyen Bir Güç?
ve Ekonomik Görece Devler Büyük Savaşlardan Neden Kaçınır?
Çin'in yükselişi askeri bir projeden çok ekonomik bir projedir. Ticaret yolları, enerji güvenliği ve küresel pazarlar Çin için hayati önemdedir. Bu yüzden Çin’in stratejik aklı çoğu zaman şu mantıkla çalışır: İstikrar varsa büyüme vardır. Bu nedenle Çin'in en büyük projelerinden biri olan Kuşak ve Yol Girişimi, aslında bir ticaret projesi olduğu kadar bir istikrar projesidir ve bunu şöyle özetleyebilirim: Ticaret yolları genişledikçe ve çeşitlendikçe savaş yolları daralır. Bu nedenle Çin küresel bir kaos ortamından ziyade kontrollü rekabeti tercih eder.
Türkiye–Çin Koordinasyonu Gerçekten Savaşı Önleyebilir mi?
ve İki Güç Birlikte Hareket Ederse Ne Değişir?
Bu sorunun cevabı tek kelimeyle şudur: denge. Türkiye bölgesel krizlerde etkili bir aktördür. Çin ise küresel ekonomik dengeyi etkileyen bir güçtür. Bu iki ülke arasında kurulacak stratejik koordinasyon üç önemli sonuç doğurabilir: Diplomatik denge oluşturabilir, ekonomik krizleri yumuşatabilir ve görece büyük güçler arasındaki gerilimi azaltabilir ve ben buna STRATEJİK FREN MEKANİZMASI diyorum çünkü bazı ülkeler savaş başlatmaz ama savaşın hızını kesebilir ve bazen bu, savaş kazanmaktan daha önemlidir.
Peki Türkiye ve Çin Bu Savaşı Gerçekten Nasıl Frenleyebilir?
Ben meseleye romantik barış çağrılarıyla değil, somut güç dengesi üzerinden bakıyorum. Türkiye ile Çin dünyayı tek başına durduramaz belki; fakat doğru zamanda birlikte hareket ederlerse bu savaşın büyümesini ciddi biçimde frenleyebilirler. Ben olsam önce Ankara ile Pekin arasında sürekli çalışan bir kriz koordinasyon mekanizması kurar, ardından hem ABD-İngiltere-İsrail hattına hem de İran tarafına aynı anda ulaşan dengeli bir diplomasi yürütürdüm. Batı blokuna savaşın enerji yollarını ve küresel ticareti sarsacağını açıkça anlatırken, İran’a da sınırsız misillemenin bölgesel izolasyonu büyüteceğini ve ekonomik baskıyı ağırlaştıracağını hatırlatırdım. Aynı anda enerji altyapısının, ticaret yollarının ve sivil hedeflerin savaş dışı bırakılmasını öneren dar ama uygulanabilir bir ateşkes çerçevesi ortaya koyardım. Türkiye sahadaki diplomasi ve arabuluculuk kapasitesiyle kapıları açarken, Çin küresel ekonomi gücüyle taraflara savaşın gerçek maliyetini hissettirebilirdi. Çünkü benim gördüğüm basit bir gerçek var: Büyük savaşlar çoğu zaman güçten değil, yanlış hesaplardan çıkar; doğru zamanda devreye giren stratejik akıl ise bazen tarihin yönünü sessizce değiştirebilir ve Ukrayna olayındaki tahıl koridoru ve esir takası hatırlanacak olursa bu pekâlâ mümkün…
Peki Neden Bu Koordinasyon Yeterince Kurulmuyor?
Ve Jeopolitikte Bazen Doğru Fikirler Neden Gecikir?
Uluslararası ilişkilerde doğru fikirlerin hemen uygulanamamasının birkaç nedeni vardır. Güven eksikliği, bürokratik inertia, stratejik vizyon eksikliği ve bazen ülkeler doğru adımı atmak için krizin büyümesini bekler fakat ben biraz farklı düşünüyorum. Strateji, krizi beklemek değil; krizin doğmasını önlemektir.
Türkiye ile Çin arasında daha derin bir stratejik koordinasyon kurulabilseydi, ki çok geç kalınmış değil, bazı bölgesel gerilimler bugün çok daha farklı bir seviyede olabilirdi.
Küresel Savaşlar Kaçınılmaz mı?
Yoksa Doğru Koordinasyonla Önlenebilir mi?
Tarih bilmek önemli ve İlber hocamıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.
Birincisi: Büyük savaşlar gerçekten mümkündür.
İkincisi: Bazı savaşlar doğru diplomasi ile engellenmiştir ki Soğuk Savaş bunun en büyük örneğidir. Bu yüzden şu cümleyi sık tekrarlarım: Büyük savaşları başlatmak kolaydır; asıl zor olan onları engelleyebilecek aklı üretmektir.
Neticede Türkiye ve Çin gibi ülkelerin birlikte hareket etmesi, işte bu aklın oluşmasına katkı sağlayabilir.
Sonuç: Savaşları Kazanmak mı Daha Zordur, Yoksa Önlemek mi?
Çoğu insan savaş kazanmayı stratejik başarı olarak görür. Ben farklı düşünüyorum. Gerçek stratejik başarı, savaşı hiç başlamadan durdurabilmektir. Çünkü: En büyük zafer bazen kazanılmış bir savaş değil, hiç yaşanmamış savaştır. Bu sebeple Türkiye ile Çin arasında kurulacak daha güçlü bir stratejik koordinasyon, belki de dünyanın geleceği açısından bu tür bir denge yaratabilir ve belki de 21. yüzyılın en büyük başarısı silahların değil, stratejik aklın kazanması olacaktır