Gürkan Karaçam
Köşe Yazarı
Gürkan Karaçam
 

Regaib: Affedilmek Değil, Yük Alabilmektir

Ey takva sahibi insan, sana bu satırları bir vaaz kürsüsünden değil, aklın eşiğinden yazıyorum. Çünkü bugün mesele bilmemek değil; bildiğini nereye koyduğunu bilmemektir. Dilinde dua, elinde imkân, zihninde kaçış varken; zulüm büyüyor, hakikat yalnızlaşıyor. Ey takva sahibi insan, soruyorum sana: Zalimlerin zulmüne karşı hiçbir şey yapamayan bir akıl, semaya açılan elleriyle ne ister? Daha fazla konfor mu? Daha uzun bir suskunluk mu? Daha güvenli bir seyirci koltuğu mu? Yoksa adını dua koyduğu bir vicdan ertelemesi mi? Bilirsin; söz bana ait değil: İnsan kendini değiştirmedikçe, kaderin yönü değişmez. O hâlde dua, kaderi zorlayan bir talep değil; kendini dönüştürmeye razı olmanın ilanıdır. Dua, sonucu satın almak değildir; yükü üstlenmektir. Ey takva sahibi insan, duayı bir alışverişe çevirdiğimiz gün, ibadeti de pazarlık masasına koyduk. “Bana ver” dedik; “beni yap” demedik. “Beni rahatlat” dedik; “beni doğrult” demedik. Oysa dua, rahatlık listesi değil; istikamet talebidir. Ve istikamet, bedelsiz verilmez. Şunu açıkça söyleyeyim: Zulüm varken sırf kendi refahını isteyen bir dua, masum değildir. Sessizlik bazen tarafsızlık değil, düzenin yakıtıdır. Susarak güçlenen her zulüm, konuşmayanların omzunda büyür. Takva, kalabalıkta saklanma sanatı değildir; hakikatin yanında yalnız kalabilme cesaretidir. Ey takva sahibi insan, hangi peygamberin duasında “bana servet ver” diye bir öncelik gördün? Hepsi önce emanet, hikmet, sabır, basiret istedi. Çünkü biliyorlardı: Güç, niyetle birleşmezse felakettir; servet, ahlakla birleşmezse imtihan değil, azaptır. Bugün sana sorduğum soru şudur: Hakikati biliyorken susmayı mı seçiyorsun, yoksa bedeli görüp geri mi çekiliyorsun? Bil ki suskunluk, bedelden kaçış değildir; bedeli başkasına ödetmektir. Takva, kirlenmemek değil; kirleten düzenle hesaplaşabilmektir. Ey takva sahibi insan, dua ettiğinde ne isteyeceğini yeniden düşün. Cesaret iste; ama öfkenin körleştirmediği bir cesaret. Hikmet iste; ama konforu kutsamayan bir hikmet. Basiret iste; ama güçlünün diline teslim olmayan bir basiret. Sabır iste; ama ataleti meşrulaştırmayan bir sabır. Çünkü sabır, beklemek değildir; doğru yerde direnebilmektir. Cesaret, bağırmak değildir; yalnız kalabilmektir. Takva, geri çekilmek değildir; istikameti bozmamaktır. Ey takva sahibi insan, affın anlamını da yeniden düşün. Affedilmek, dosyanın kapanması değildir; sorumluluğun başlamasıdır. Geçmişin silinmesi, geleceğin emanet edilmesidir. Emaneti ise rahat taşıyamaz; omurga ister. Bugün en büyük yanılgı şudur: Dua ile sorumluluğun yerini değiştirmek. Oysa dua, sorumluluğun önsözüdür. Dua eden insan, “beni seç” demez; “beni hazırla” der. “Beni koru” demez; “beni doğrult” der. Ey takva sahibi insan, eğer zulüm karşısında yapacak hiçbir şeyin yoksa, duanda yapacak insan olmayı iste. Eğer sözün etkisizse, sözünü keskinleştirecek ahlakı iste. Eğer gücün yoksa, gücü üretecek aklı iste. Ama sakın, suskunluğunu büyütecek nimetleri isteme. Çünkü hakikat şudur: Allah, yük almayanlara yön vermez. Yön arayanlar önce yük ister. Ve yük istemeyenler, dua değil kaçış üretir. Ben bunu yazarken kimseyi silkelemek için yazmıyorum; uyanmak için yazıyorum. Çünkü bu çağda takva, daha çok secde değil; daha doğru yerde durma meselesidir. Ve doğru yer, çoğu zaman kalabalığın dışındadır. Ey takva sahibi insan, ellerini semaya kaldırdığında şunu unutma: Göğe yükselen dua, yere inen sorumluluğu kabul ediyorsa duadır. Aksi hâlde güzel bir cümledir; ama hakikatin yükünü taşıyamaz.  
Ekleme Tarihi: 26 Aralık 2025 -Cuma
Gürkan Karaçam

Regaib: Affedilmek Değil, Yük Alabilmektir

Ey takva sahibi insan, sana bu satırları bir vaaz kürsüsünden değil, aklın eşiğinden yazıyorum. Çünkü bugün mesele bilmemek değil; bildiğini nereye koyduğunu bilmemektir. Dilinde dua, elinde imkân, zihninde kaçış varken; zulüm büyüyor, hakikat yalnızlaşıyor.

Ey takva sahibi insan, soruyorum sana: Zalimlerin zulmüne karşı hiçbir şey yapamayan bir akıl, semaya açılan elleriyle ne ister? Daha fazla konfor mu? Daha uzun bir suskunluk mu? Daha güvenli bir seyirci koltuğu mu? Yoksa adını dua koyduğu bir vicdan ertelemesi mi?

Bilirsin; söz bana ait değil: İnsan kendini değiştirmedikçe, kaderin yönü değişmez. O hâlde dua, kaderi zorlayan bir talep değil; kendini dönüştürmeye razı olmanın ilanıdır. Dua, sonucu satın almak değildir; yükü üstlenmektir.

Ey takva sahibi insan, duayı bir alışverişe çevirdiğimiz gün, ibadeti de pazarlık masasına koyduk. “Bana ver” dedik; “beni yap” demedik. “Beni rahatlat” dedik; “beni doğrult” demedik. Oysa dua, rahatlık listesi değil; istikamet talebidir. Ve istikamet, bedelsiz verilmez.

Şunu açıkça söyleyeyim:

Zulüm varken sırf kendi refahını isteyen bir dua, masum değildir. Sessizlik bazen tarafsızlık değil, düzenin yakıtıdır. Susarak güçlenen her zulüm, konuşmayanların omzunda büyür. Takva, kalabalıkta saklanma sanatı değildir; hakikatin yanında yalnız kalabilme cesaretidir.

Ey takva sahibi insan, hangi peygamberin duasında “bana servet ver” diye bir öncelik gördün? Hepsi önce emanet, hikmet, sabır, basiret istedi. Çünkü biliyorlardı: Güç, niyetle birleşmezse felakettir; servet, ahlakla birleşmezse imtihan değil, azaptır.

Bugün sana sorduğum soru şudur:

Hakikati biliyorken susmayı mı seçiyorsun, yoksa bedeli görüp geri mi çekiliyorsun? Bil ki suskunluk, bedelden kaçış değildir; bedeli başkasına ödetmektir. Takva, kirlenmemek değil; kirleten düzenle hesaplaşabilmektir.

Ey takva sahibi insan, dua ettiğinde ne isteyeceğini yeniden düşün.

Cesaret iste; ama öfkenin körleştirmediği bir cesaret.

Hikmet iste; ama konforu kutsamayan bir hikmet.

Basiret iste; ama güçlünün diline teslim olmayan bir basiret.

Sabır iste; ama ataleti meşrulaştırmayan bir sabır.

Çünkü sabır, beklemek değildir; doğru yerde direnebilmektir.

Cesaret, bağırmak değildir; yalnız kalabilmektir.

Takva, geri çekilmek değildir; istikameti bozmamaktır.

Ey takva sahibi insan, affın anlamını da yeniden düşün. Affedilmek, dosyanın kapanması değildir; sorumluluğun başlamasıdır. Geçmişin silinmesi, geleceğin emanet edilmesidir. Emaneti ise rahat taşıyamaz; omurga ister.

Bugün en büyük yanılgı şudur:

Dua ile sorumluluğun yerini değiştirmek. Oysa dua, sorumluluğun önsözüdür. Dua eden insan, “beni seç” demez; “beni hazırla” der. “Beni koru” demez; “beni doğrult” der.

Ey takva sahibi insan, eğer zulüm karşısında yapacak hiçbir şeyin yoksa, duanda yapacak insan olmayı iste. Eğer sözün etkisizse, sözünü keskinleştirecek ahlakı iste. Eğer gücün yoksa, gücü üretecek aklı iste. Ama sakın, suskunluğunu büyütecek nimetleri isteme.

Çünkü hakikat şudur:

Allah, yük almayanlara yön vermez.

Yön arayanlar önce yük ister.

Ve yük istemeyenler, dua değil kaçış üretir.

Ben bunu yazarken kimseyi silkelemek için yazmıyorum; uyanmak için yazıyorum. Çünkü bu çağda takva, daha çok secde değil; daha doğru yerde durma meselesidir. Ve doğru yer, çoğu zaman kalabalığın dışındadır.

Ey takva sahibi insan, ellerini semaya kaldırdığında şunu unutma:

Göğe yükselen dua, yere inen sorumluluğu kabul ediyorsa duadır. Aksi hâlde güzel bir cümledir; ama hakikatin yükünü taşıyamaz.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.