Sana doğrudan soruyorum zeki insan…
Biz gerçekten ne yaptık? Ve bize gerçekten neyi unutturdular?
Önce en büyük aldatmacayı zihinlerden sökelim.
“Batı Roma” denilen şey yokken, “Doğu Roma” ne demektir? Bir imparatorluk yıkılmışsa, yönü kalır mı? Bir beden toprağa düşmüşse, kolu hâlâ imparatorluk mudur?
476’da Batı Roma yıkıldı. Bu bir yorum değil; tarihsel kayıttır. Roma’nın batısı çöktü ve siyasi iradesi bitti. Peki sonra ne kaldı? Roma’nın adı kaldı. Roma’nın hukuku kaldı. Roma’nın hafızası kaldı. İstanbul’daki yapı yeni bir devlet değildi. Kendine başka bir ad da vermedi. Yeni bir kimlik de inşa etmedi. Kendine ne dedi zeki insan? Romalı. İmparatoruna ne dedi? Roma İmparatoru. Devletinin adına ne dedi? Roma.
Şimdi soruyorum:
BATI YOKKEN, DOĞU NEYİN DOĞUSUYDU? İşte tam da burada kognitif mimari devreye girdi.
Gerçeği yok edemeyenlerin, gerçeklik algısını yeniden inşa etmeye çalışması.
Batılılar; Roma’yı Türklerin yendiğini kabul edemezlerdi. Çünkü bu kabul ederlerse, şunu da kabul etmek zorunda kalacaklardı: Antik dünyanın kapanışını yapan özne Türk aklıdır. Bunu hazmedemezlerdi. O yüzden diğer yarısı tarihten çoktan silinmiş olmasına rağmen Roma’yı ikiye bölerek yaşatmak istediler. O yüzden çok çok önce tarihin tozlu raflarında yerini alan “Batı Roma”yı gerçek, ben Roma’yım diyen “Doğu Roma”yı tali gösterdiler ve bununla da yetinmeyip Doğu Roma’ya, yüzyıllar sonra, sessizce bir maske taktılar: Bizans.
Soruyorum zeki insan:
Bir devlet kendine hiçbir zaman “Bizans” dememişken, o kelime neden bu kadar ısrarla kullanılır? Çünkü yenilgiyi silemeyeceklerini bilenler, yenilenin adını değiştirmek istemişlerdir.
Şimdi Malazgirt’e gelelim.
Malazgirt’te kimi yendik? Bir masalı mı? Yoksa Roma’yı mı? Karşımızdaki imparator kendine ne diyordu? Bizans imparatoru mu? Hayır. Roma İmparatoru yani hukuku Roma hukuku, ordusu Roma ordusu, meşruiyeti Roma geleneğini olan ROMA İMPARATORLUĞU’nu...
O hâlde soruyorum:
Roma’yı yenen akla neden “Bizans’ı yendi” dedirtilir? Çünkü eğer Roma yenildiyse, batı’nın “Roma’nın doğal mirasçısıyız” iddiası çöker.
Malazgirt bir savaş değildir zeki insan. Malazgirt bir iktidar kırılmasıdır. Bir imparatoru esir almak ne demektir bilir misin? Bir medeniyetin ilk kez şunu kabul etmesidir: “Biz yenilebiliriz.”
Roma, Malazgirt’te bunu kabul etti. Yenilmezlik miti orada parçalandı ve şimdi en tehlikeli yalanlardan birine geliyoruz: “Anadolu’ya giriş.” Kim girer zeki insan? Misafir girer. Geçici olan girer. Yetki sahibi olmayan girer.
Biz misafir miydik? Hayır. Biz buraya sonradan gelmedik. Biz iktidarı geri aldık. Malazgirt bir giriş değildir. Malazgirt, egemenliğin geri alınmasıdır.
Şimdi 1453.
İstanbul’da kim vardı? Bir “Bizans” figürü mü ?Hayır. Yine aynı unvan. Yine aynı iddia. Roma İmparatoru. Demek ki Roma hâlâ yaşıyordu.
Nerede?
İstanbul’da.
O hâlde kaçamayacağın soru şudur zeki insan:
İstanbul alındığında Roma ne oldu? Cevap basit. Ama batı için rahatsız edici. Tarihe gömüldü.
Fatih ne yaptı? Sadece sur mu yıktı? Hayır. Fatih, Roma’nın kalan son anlamını da yıktı. Alp Arslan Roma’nın aklını kırdı. Fatih Roma’nın nefesini kesti. Biri sarsıntıydı. Diğeri kapanış.
İki fatih.
Tek stratejik akıl.
Tek tarihsel sonuç.
Ve şimdi sana son soruları bırakıyorum zeki insan.
Cevaplaman için değil, uyanman için: ROMA’YI KILIÇLA GÖMEN TÜRK AKLI, ROMA’yı KELİMELERLE YAŞATMAYA ÇALIŞAN ANLATILARA NEDEN TESLİM OLSUN?
Bir millet, kendisine öğretilen kavramların kimin işine yaradığını sorgulamazsa, hangi zaferlerini başkasının hanesine yazdırır?
Ve en önemlisi:
Bir imparatorluk kılıçla gömülmüşse, onu kelimelerle diriltmeye çalışanlara karşı zihinsel bağımsızlık gerekmez mi?
Unutma zeki insan!
Biz Bizans’ı yenmedik.
Biz Roma İmparatorluğu’nu yendik ve yıktık.
Burası Anadolu değil.
Anayurttur.
Biz buraya sonradan gelmedik.
İktidarı tekrar geri aldık.
Ve hakikat, isimlerle oynanarak değiştirilemez.