Kuru topraklarda bir bereket...
Yüzyıllardır süren bir çağrı...
İnsanlığın ortak yönü, yönelişi: Kâbe
Mekke-i Mükerreme ve Kâbe-i Muazzama, 1400 yılı aşkın süredir Müslüman âleminin kıblesi, umre ve hac ibadetinin buluşma noktasıdır. Ancak bu mübarek beldenin tarihi, İslâm öncesine kadar uzanır. Hz. Âdem ile Havva’nın cennetten yeryüzüne indirildikten sonra buluştuğu yer olarak kabul edilen Arafat Dağı, bu topraklarda yer alır. Hz. İbrahim’in Hacer annemizle birlikte Mekke’ye gelişi, Sefa ile Merve tepeleri arasındaki su arayışı ve Zemzem’in doğuşu, hâlâ devam eden bir mucizenin başlangıcıdır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ev, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak Mekke’deki (Kâbe)dir.”
(Âl-i İmrân, 96)
Hac ve umre, yalnızca ibadet değil; derin manalar içeren sabır, teslimiyet ve ilahi çağrıya verilen cevaptır.
Geçmişte aylar süren yolculuklarla ulaşılan bu topraklara bugün konforla erişilebilse de, manevi bilinç aynı düzeydeyse alınan huzur da aynıdır.
Hac, mali gücü yerinde olanlara farz kılınmış bir ibadettir.
Umre ise nafile olmakla birlikte, hac gibi bir bilinç ve teslimiyetle yerine getirilir. Her iki ibadetin ortak noktası ise “nasip”tir.
Kalbinde niyet taşıyan ve rabbine yönelen herkes için bir gün yollar mutlaka açılır.
Hac, adeta mahşerin bir provasıdır.
Beyaz kefenlere bürünmüş milyonlarca insan, dil, renk, ırk farkı gözetmeden aynı duaya, aynı secdeye yönelir. Bu tablo, ahiret gününü hatırlatır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Kim Allah için hacceder de kötü söz söylemez, günah işlemezse, annesinden doğduğu gün gibi günahsız olarak döner."
(Buhârî, Hac 4)
Mekke’ye gelen herkes, bu büyük davetin farkında olarak, kalbini yalnızca Rabbine açmalı, sadece ona yönelmelidir. Kâbe’ye her bakışta dua etmek, her adımda sabırla sınanmak ve her tavafta yeniden doğmak mümkündür.
İslâm dünyasının içinde bulunduğu durum, Hz. Peygamber’in Mekke’de verdiği o büyük mücadelenin ruhuna ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu açıkça ortaya koyuyor. Bugün, daha çok birlik ve bilinç gerekiyor. Kâbe etrafında dönen kalpler, dünyanın dört bir yanına bu farkındalığı taşımalı.
Son olarak duamız şudur:
"Ey Rabbimiz! Bizi Sana teslim olanlardan eyle. Soyumuzdan da Sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yerlerimizi göster. Tevbemizi kabul et. Şüphesiz Sen tevbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın."
(Bakara, 128)
Bu davet, yalnızca bir yolculuk değil; kalpleri arındıran, niyetleri yeniden şekillendiren ilahi bir buluşmadır. Rabbim bu yolda yürümek isteyen herkese en kısa zamanda nasip etsin.