“Her sessizlik masum değildir: Bazen bir çocuğun iç dünyasından yükselen yardım çağrısıdır.”
Bir çocuk kalabalık içinde sustuğunda, başını eğip konuşmaktan kaçındığında çoğu zaman onu “utangaç” diye tanımlarız. Oysa her sessizlik masum değildir. Bazen o sessizliğin içinde, fark edilmeden büyüyen bir “yetersizlik” duygusu saklıdır.
Bir çocuğun kalabalık karşısında yüzünün kızarması, mahcup bir şekilde konuşmaya çalışması ilk bakışta sevimli gelebilir. Ancak bu davranışın geçici bir durum mu yoksa içselleşmiş bir çekingenliğin yansıması mı olduğunu ayırt edebilmek gerekir. Çünkü bazen bu davranışlar; “ya bilemezsem”, “ya yanlış yaparsam”, “ya gülünç duruma düşersem” gibi çocuğun içinde biriken sessiz ama güçlü kaygıların dışa vurumudur.
Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir video bu durumu çok yalın bir şekilde gösteriyordu. Abdülkadir adında, yaklaşık 10–12 yaşlarında bir çocuk, öğretmenine “utanıyorum” diyordu. Öğretmeni ise ona utanmanın kötü bir şey olmadığını, ancak kendini ifade edememeye dönüşürse bunun onu geriye götüreceğini anlatıyordu. Ve ardından şu önemli ayrımı yapıyordu:
“Yanlış yaptığında utanmak güzeldir: Ama her zaman susmak, sessiz kalmak çekingenliktir.”
Utanma duygusu, bireyin kendisini başkalarının gözünden değerlendirdiği sosyal bir duygudur. Genellikle hata yapınca, kuralların ihlalinde, yetersizlik hissetme durumlarında kendini gösterir. Utanma ile mahcubiyet sıklıkla karıştırılır. Mahcubiyet daha çok yapılan hatalı, yanlış, uygunsuz bir davranışa yönelik geçici bir rahatsızlık hissi iken, utanma duygusu daha derin olup çocuğun kendilik algısına yöneliktir. Bu nedenle sürekli ve yoğun yaşanan utanma, çocuğun “ben yetersizim” gibi genelleyici inançlar geliştirmesine neden olabilir.
Utanma duygusu her zaman olumsuz değildir. Sağlıklı düzeyde yaşandığında çocuğun sınırları ve toplumsal kuralları öğrenmesine, empati geliştirmesine yardımcı olur. Örneğin, yanlış bir davranıştan sonra mahcup olmak, çocuğun bu davranışı tekrar etmemesi için içsel bir rehber görevi görebilir. Ancak utanma duygusu yoğun, sürekli ve genelleyici hale geldiğinde zararlı boyutlara ulaşır. Çocuk kendini yetersiz, değersiz ve kabul görmeyen birisi olarak algılayabilir. Bu da içe kapanma, sosyal ortamlardan kaçınma, kendini ifade etmekte zorlanma ve düşük öz güven gibi sonuçlara yol açabilir.
Çocuklarda utanma(çekingenlik) duygusunun olması belli bir yaş aralığında normal kabul edilir Yaklaşık olarak 2-3 yaşlarından itibaren gelişmeye başlar. 3-6 yaş aralığında sosyal farkındalığın artmasıyla birlikte yoğun şekilde kendini hissettirir. Çocuk artık başkalarının varlığını ve kendisi hakkında ki düşüncelerini fark ettiği için utangaçlık davranışı sergiler. Doğru anne baba tutumlarıyla rahatlıkla aşılabilen bir durumdur. Çünkü çocuklar bu süreçte en çok anne babalarıyla etkileşim içerisindedir. Bu etkileşimin içeriği çocukların kişiliğini şekillendiren en önemli faktördür. Destekleyici, anlayışlı ve yargılamayan bir yaklaşım, çocuğun kendini değerli hissetmesine ve sağlıklı bir benlik algısı geliştirmesine katkı sağlar. Unutulmamalıdır ki, her çocuk anlaşılmaya ihtiyaç duyar ve doğru yaklaşımla utanma duygusu, çocuğun gelişimini destekleyen bir güce dönüşebilir. Ebeveynleri tarafından yapıcı tavırlar gören, sevilen ve olumlu ilişkiler içinde olan çocukların kişilikleri sağlıklı bir şekilde gelişir ve öz güvenleri sağlıklı olur. Ebeveynleri tarafından sürekli kısıtlanan, eleştirilen, yargılanan, suçlanan, belirsiz ve sert tavırlara maruz kalan çocukların kişiliği olumsuz yönde etkilenir ve öz güvenleri zayıflar.
Burada belirleyici olan, çocuğun en yakın çevresidir. Destekleyici, anlayışlı ve yargılamayan bir yaklaşım; çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlar. Sürekli eleştirilen, kıyaslanan ya da baskılanan çocuklarda ise utanma duygusu zamanla içe kapanmaya dönüşebilir.
Ebeveynler olarak söylenen her sözün ve gösterilen her tepkinin, çocuğun kendisiyle kurduğu ilişkiye dokunduğunu unutmamak gerekir. Yargılamak yerine anlamaya çalışan, etiketlemek yerine rehberlik eden bir yaklaşım: Çocuğun kendini olduğu gibi kabul edebilmesini sağlar. Çünkü bir çocuk en çok, hatalarıyla birlikte kabul edildiğini hissettiğinde güçlenir. İşte tam da bu noktada, utanma duygusu bir yük, bir yetersizlik hissi olmaktan çıkar, gelişimin sessiz ama güçlü bir rehberi olur.
Unutulmamalıdır ki çocuk, kendisiyle ilgili en güçlü inançlarını, ebeveynlerinin ona nasıl baktığından öğrenir. Eğer bir çocuk sürekli yetersiz hissettirilirse, bir süre sonra gerçekten yetersiz olduğuna inanır.
Aile tutumları tartışmasız çok önemli olmakla birlikte akran grupları, çevre ve kültürel yapının da çocuklarda utangaçlık duygularını beslediği bilinmektedir.
Aşırı koruyucu ya da eleştirel yaklaşımlar, çocuğun kendini geri çekmesine zemin hazırlar. Yine yapılan bazı araştırmalar; utangaçlığın yalnızca mizaçla değil; genetik yatkınlık, ebeveyn tutumları, sosyal deneyimler, kültürel faktörler ve çevresel etkilerle şekillendiğini göstermektedir. (Asendorpf, 19901; Kozanoğlu, 20062; Zimbardo, 19863; Zolten & Long, 19974).
Sevgili ebeveynler,
Amaç, hiç utanmayan çocuklar yetiştirmek değil. Amaç; kendini ifade edebilen, hata yaptığında da mahcup olabilen bireyler yetiştirebilmektir.
Çocukların hem öz güvenli hem de gerektiğinde mahcubiyet hissedebilen bireyler olarak yetişmesi çok kıymetli. Bu dengeyi kurabilmek ise büyük ölçüde ebeveynlerin yaklaşımına bağlıdır. Ne fazla baskıcı ne de tamamen sınır tanımayan bir tutum… Tam aksine; güven veren, yol gösteren ve kabul eden bir yaklaşım.
Çünkü bir çocuk, en çok hatalarıyla birlikte kabul edildiğini hissettiğinde güçlenir.
İşte o zaman utanma onu susturan bir duygu olmaktan çıkar: ona yol gösteren bir iç sese dönüşür.
Utanmayı bilen ama kendini saklamayan çocuklar yetiştirebilmek dileğiyle…
HAFTANIN ÖNERİSİ: Çocuğunuzun hangi ortamlarda daha çok çekindiğini gözlemleyin. Onu değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmak, atılacak en doğru adımdır.
1Asendorpf, J. (1990). The expression of shyness and embarrassment: perspectives from social psychology. England: Cambridge University Press.
2Kozanoğlu, H. (2006). 21. yılın sosyalizmi için hem eşitlik hem özgürlük. İstanbul: İthaki Yayınları.
3Zimbardo, P. G. (1986). The standford shyness project, New York: Plenum.
4Zolten, K., & Long, N. (1997). Shyness. Department of Pediatrics, University of Arkansas for Medical Sciences.