Türkiye, Yalova’daki DEAŞ terör saldırısından sonra yeniden terör ile yüzyüze geldi. Özellikle terör örgütlerinin İslam dinini kullanmaları da manidar. Öyle ki İslam’ı terör olayları ile eşdeğer anlama getirmeleri tesadüfü bir olay değil tamamen bilinçli yapılan operasyonel bir gerçek.
Yalova’daki DEAŞ terörünün ne manalar taşıdığını anlamaya çalışalım.
Türkiye uzun süredir yalnızca sınırlarıyla değil, sabrıyla da sınanıyor. Terör örgütleri birer “tesadüf aktörü” değil; küresel ve bölgesel planların sahadaki taşeronlarıdır. İsrail’in Ortadoğu’daki güvenlik anlayışı ise bu gerçeği yıllardır açıkça ortaya koyuyor: Güçlü devlet istemiyorlar, istikrarlı ülke istemiyorlar.
Türkiye; Filistin meselesinde dik durdukça, savunma sanayinde bağımsızlaştıkça, bölgesel oyunları bozdukça hedef haline geliyor. Doğrudan karşısına çıkamayanlar, her zaman olduğu gibi terörü devreye sokuyor.
Yalova’da DEAŞ tarafından gerçekleştirilen silahlı eylem, “küçük bir olay” değildir. Yeriyle, zamanıyla ve yöntemiyle bir psikolojik savaş hamlesidir. “Türkiye’nin en sakin yerleri bile güvende değil” algısı oluşturulmak istenmektedir.
Bu eylem, sadece güvenlik güçlerine değil; doğrudan devlete ve topluma verilmiş bir mesajdır. Mesaj nettir: “Biz hâlâ buradayız ve sizi meşgul edebiliriz.”
Ancak unutulan bir şey var. Bu ülke, terörle diz çöken değil; terörü gömen bir devlettir. O mesajlar bu topraklarda her zaman aynı adrese teslim edilmiştir. Çöpe.
Türkiye, son yıllarda sadece PKK/PYD ile değil, DEAŞ gibi küresel terör aparatlarıyla da eş zamanlı mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Bu durum rastlantı değil; bilakis Türkiye’yi iç güvenlik sorunlarına boğarak dış politikada zayıflatma stratejisidir. Terör örgütleri, burada sadece tetikçi konumundadır. Asıl yönlendirme, bölgesel dizayn peşinde olan akıllardır.
Ortadoğu’da taşlar yeniden dizilirken, güçlü ve bağımsız bir Türkiye bazı çevreler için en büyük engeldir. Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen sözde yapılar, “Kürdistan” projeleri ve mezhep temelli çatışma senaryoları aynı merkezden beslenmektedir. DEAŞ’ın yeniden servis edilmesi de bu kirli planın bir parçasıdır. Kaos ne kadar büyürse, İsrail ve benzeri aktörlerin manevra alanı o kadar genişlemektedir.
Yalova’da DEAŞ bağlantılı bir hücre tarafından gerçekleştirilen silahlı eylem, güvenlik çevrelerinde sıradan bir terör vakası olarak değerlendirilmiyor. Uzmanlara göre eylem, Türkiye’nin bölgesel pozisyonuna yönelik dolaylı bir baskı unsuru taşıyor.
İsrail merkezli güvenlik doktrinlerinde, bölgesel rakiplerin doğrudan askeri çatışmayla değil; iç istikrarsızlık, etnik-dini gerilim ve terör yoluyla zayıflatılması temel bir yöntem olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayi, Filistin politikası ve bölgesel askeri hamleleri bu denklemi rahatsız eden başlıca unsurlar arasında gösteriliyor.
DEAŞ’ın son dönemde Türkiye içinde yeniden hareketlenmesi, özellikle hücre tipi yapılanmalar üzerinden küçük ama ses getiren eylemlere yönelmesi dikkat çekiyor. Yalova gibi görece sakin bir şehirde yapılan saldırı, “ülkenin her noktası hedef olabilir” algısını beslemeyi amaçlıyor.
Güvenlik kaynakları, bu tür eylemlerin asıl amacının fiziki zarardan çok toplumsal psikolojiyi hedef almak olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin bu saldırıları yalnızca adli değil, jeopolitik bağlamda da okuması gerektiği belirtiliyor.
Artık kimse bize masal anlatmasın. İsrail’in güvenlik stratejisi ortada. Haritalarla, vekil örgütlerle ve kan üzerinden siyaset yapıyorlar. Türkiye’ye doğrudan güç yetiremeyenler, her zaman olduğu gibi terör örgütlerini sahaya sürüyor.
DEAŞ, PKK, FETÖ… İsimler değişiyor, amaç değişmiyor. Türkiye’yi içerden vurmak, meşgul etmek, yorup diz çöktürmek.
Yalova’daki DEAŞ eylemi, “üç-beş fanatiğin işi” değildir. Bu, açık bir mesajdır. “Sizi içeriden de vururuz” demektir. Ve bu mesaj, Türkiye’nin Filistin’de dik duruşuna, bölgesel hamlelerine, bağımsız savunma politikalarına karşı verilmiştir.
Ama yanlış hesap yapılıyor. Bu millet korkuyla değil, öfkeyle kenetlenir. Terörle tehdit edilen Türkiye, geri adım atmaz; daha sert yürür.
Yalova’daki DEAŞ terörü; ne münferittir ne de son olacaktır. Türkiye’ye yönelen bu saldırılar, daha büyük bir jeopolitik hesaplaşmanın parçalarıdır. Devlete düşen görev kadar, topluma düşen sorumluluk da büyüktür. Algı operasyonlarına kapılmadan, terörü meşrulaştıran ya da küçümseyen söylemlerden uzak durulmalıdır.
Türkiye, terörle diz çöktürülecek bir ülke değildir. Kim hangi taşeron örgütü sahaya sürerse sürsün, bu millet bedel ödemiş ama teslim olmamıştır. Yalova’daki saldırı da bu gerçeği bir kez daha hatırlatmıştır.
Şunu herkes bilsin:
Bu ülke terörle şekillenecek bir ülke değildir.
Bu devlet mesaj alan değil, mesaj veren devlettir.